11 Kasım 2009 Çarşamba

Doymadım, doyamadım gezmelere senle ben


Havalar ısındı, biz yine leyleği havada gördük. Çınar ardı ardına günde 2 ziyaret yaparak evde kaldığı günlerin acısını çıkardı. Yeni arkadaşlar edindi, eski arkadaşlarını ziyarete gitti. Hem ona hem bana değişiklik oldu, daha az yapışık olduk birkaç gün.

3 silahşörler yine biraraya geldi. İlk kez bu kadar keyifli vakit geçirdiler. 1 ayda bile oyun oynama becerilerinde müthiş değişiklikler olmuş.

Kendilerince saklambaç oyunu kurup, oynadılar hiçbir yönlendirme olmadan. Kutu kutu pense, yatağın üstünde kikirdeye kikirdeye zıplama, köşelerde yine kikirdeyerek kendi aralarında ufak oyunlar oynama, beraber araba sürme, dans etme, basket atma ohooo daha neler neler...

Neler oynamadılar ki... Artık birbirlerini iyice tanıyor hatta seviyor olmalarının etkisi büyük tabii.


Çınar'la Arda'nın küçüklüklerinden beri birbirlerini selamlama fasılları vardır ki artık o bir klasik oldu. Günün ilerleyen saatlerinde Çınar Arda'ya yine kikirdeyerek yanaşıp toslaşma törenini tamamlamayı unutmadı.

Günün en güzel zamanı ise, söyleyince hep kendimce suçluluk hissettiğim ama beni ancak anneler anlar dediğim vakitti. Uyku, sessizlik, ayaklarını uzatma zamanı. Yaniiiii, çocuklar uyuduktan sonraki zaman. Bu sefer biz anneler yiyip, içip, kikirdedik. Babalar da dışarı da buluştu.

Çok keyifliydi.

O günün sabahında yeni arkadaşlar edindik :) Blog arkadaşımız Bige ve şirine Duru'nun evine davet edildik. Melisa, İpek ve Eren de bizimle beraber oradaydı.

Hiç yabancılık çekmedik. Kibar ev sahibesi ve kızların arasındaki 2 böcekten biri olarak hemen kaynaştık ortama.

O gün şunu anladım ki kızlar her yaşta aynı anacığım. Biz her daim cadıyız, her daim baskın olmaktan hoşlanıyoruz.

Duru bizden, oradaki hepimizden küçük olmasına rağmen nasıl da hakimdi ortama, Melisa'yla bir olup nasıl da yönlendiriyordu erkekleri. Çok sevimliydiler. Ben de kız çocuk istereem.
Bir plastik sepet uğruna yediklerini kırk fırın ekmeğin yirmisini yaktılar. Etrafta onca oyuncak varken o sepet ne kıymetli oldu, ne önemli oldu ancak yaşayan bilir.

Evde de aynısını yaşamıyor muyuz! Heryer oyuncak doluyken kötüüüü, sarı bir mutfak bezi öyle kıymetli oluyor ki uğruna ne gözyaşları dökülüyor.


Tutmayın beni. 2 gün sonra eski günlerimizi yadedip 2 fire ile oyun grubumuz bir araya geldi. Sibel'ciğimin güzel çatı katı terasında otantik bir grup toplantısı yaşadık.

Çok eğlendik, çok kaynaştık yine. Kızlı, erkekli, oyunlu, kavgalı, danslı, gülmeli, sohbetli.

Sibel-Emre, Banu-Mira, Umur-Ada, Görkem-Yiğit, Neslihan-Zeynep hepimiz oradaydık. Burcu-Arda ve Çiğdem-Selin makul sebeplerinden dolayı aramıza katılamadılar, üzüldük.




Posted by Picasa

05 Kasım 2009 Perşembe

İkinci el alalım satalım blogu

http://www.bebekesyalari.blogspot.com/

Birkaç kişiden gelen öneri üzerine artık ihtiyaç duymadığımız bebek eşyalarını satıp, alabileceğimiz yeni blogumuz faaliyete geçti.

Buradan eşya satmak için ksermin@gmail.com adresine mal atarsanız bloga yazar olup ikinci el eşyalarınızı ürün listeleyebilirsiniz.

Hadi bakalım siftahı kim yapacak :)
İy alışverişler

03 Kasım 2009 Salı

bu?

Son 10 günde evde durmaktan sıkıldığım kadar daha önce hiç sıkılmamıştım.
Kış geldi, kar bile yağdı bizim buraya.
Hava fena soğuk.
Hergün Çınar'ın park ısrarlarına dayanamayıp çıkıyorum ama 10-15 dk duruyoruz, biraz bahçede turlayıp eve giriyoruz.
Daha doğrusu ben Çınar'ı eve girmemek için yapıştığı yerlerden sürüyerek eve getiriyorum. Akşam olmak bilmiyor.
Oynamadığımız oyun kalmıyor. Alışveriş merkezi yasak, My Gym yasak, hasta olduğum için kimseyle görüşemedim. Daraldım resmen.

Çınar bu süre zarfında çocukların bıktıran soru sorma dönemine girdi.
İşaret parmağı havadan hiç inmiyor sürekli "anneee, bu?" diye evdeki her eşyayı, her ayrıntıyı tek tek soruyor.
Arada bir değiştirip "anne, fuyda (burda)? ya da "anne fu?" diyerek monotonluktan kurtarıyor olayı.
Yemek yapmak için arkamı döndüğümde başlıyor. Cevap vermezsem bozuk plak gibi, tonunu hiç değiştirmeden cevap alana kadar, sürekli anne bu ?anne bu? anne bu? bu? bu? bu? bu?... diye soruyor.
Durduğum yerden hemen yanına gidip sorusunu cevaplayıp işime dönüyorum ama bu sefer uzaktaki, göremeyeceğim başka bir nesneyi hedefliyor.
Aynı nesneyi 10 kez sorduğu da oluyor. Bir de parmak hep burnun önünde duruyor, onun da yeri değişmiyor.
Uffff ne yoruldum ne yoruldum.


Geçen hafta sesim kısıkken ve konuştuğumda ızdırap çektiğimdeki Çınar'ı hiç anlatmayım.
Ben kısık sesle cevap verdiğim için o da bana kısık sesle soruyordu :)
Çok tatlı ama :)
Neyse, domuz kardeşler sağolsun, onlar yüzünden eve hapsolsuk.
Eğer işe girmezsem, hafta içi çalışmayan arkadaşlarla, hafta sonu da çalışanlarla ev gezmeleri şeklinde geçecek sanırsam bu kış. Yoksa Çınar benden daha çok sıkılıyor.

Dün kaydırağa ıslak diye bindirmemiştim. Bugün arabadayken eline bir ıslak mendil almış ve bana gözlerini açıp sevinçle şöyle dedi.
"anne, indii, kayağ eeehh şiiil" (anne indir kaydırak kirli sil)
Bir yandan da eliyle silme hareketi yapıyor.
Dün o kadar çok içinde kalmış ki fındık faremin , bugünden bunu hatırlayıp çözüm bile üretmeye çalışıyor. Sıkıntının son noktası...

26 Ekim 2009 Pazartesi

Bir uyku tarihçesi

Hep diyorum ki fındık kurdumun şu 19 aylık hayatı süresince 3-6 ay arası en rahat olanıydı.

Gazı bitmiş ve sabaha kadar deliksiz uyumaya başlamıştı. Ek gıda gibi bir derdi de yoktu. Emip uyuyordu.

Ne zaman 6 aylık oldu ayrılık kaygısı başladı. Bir ara azaldı, gece uykuları düzene girdi. Arada dişler çıkarken bozuldu. 15 aydan sonra ayrı, korkunç bir dönem başladı.

Hiç gece olsun istemedim. Aylardır uyuyamıyorduk. Son 1 haftadır hariç....


İlk hatamız her ağladığında hemen başına koşmak oldu. Daha doğrusu ben babasına 50 kez söyledim alışır diye ama o beni dinlemedi.

Önce pış pış, sonra kucağa alma, sonra kucakta sallama, sonra kucakta gezinerek uyuma, sonra ayağa kalkıp kucağa gelmek için bağırma, sonra ayakta sallama, sonra o da yetmedi, 10 aydan beri geceleri emzirmiyordum ve tekrar emerek uyumaya alıştı. Gittikçe daha fazlasını istemeye başladı.En son tekrar başa döndük.

Baktım bu iş böyle olmuyor,gece emzirmeyi bıraktım. birkaç ağladı, unuttu. Ben onu uyutup yatağa yatırınca odadan parmak ucunda hırsız gibi çıkmaya başladım.En ufak bir "çıt"da uyanıp, saniyesinde oturup anne diye seslenmeye başladı.

İlla elim sırtına değecek uyurken. Artık kucağa almıyorum diye sevinirken bu sefer de dokunarak uyumaya alıştı.

Hep velilerime "uyuturken asla dokunmayın" sözlerim kulaklarımdaydı. Söylemesi kolay tabii :) O zamanlar çocuksuzum ya, bekara karı boşaması kolay olurmuş.


Baktım ben elimi çekince uyanıyor ve belim, gece 1-2 saatimi eğilerek geçirmekten fena ağrıyor hemen aldım ipi elime. Zaten bendeydi gerçi. Çınar geceleri ağlayınca odasına giren babayı görünce yaygarayı kopardığı için babamız mışıl kışıl uykusuna devam ediyordu. Hala da devam ediyor o ayrı....

Kucağıma almayacağım dedim ve bir gece sabaha karşı komşu momşu dinlemedim, yatır-kaldır yöntemini denedim. Yarım saat sürdü ve yattı uyudu. Ertesi gün gece uyandığında kucağıma gelmek için herhangi bir talepte bulunmadı. Pış pışladım sadece. Yine dokunmamı istedi.

Parmağımın ucuyla dokundum. Ama iyice dalmamışsa uyanıyordu odadan çıkınca. Bu böyle sabaha kadar 10-12 kez sürüyordu.

Tak etti canıma Ferber'i denedim. Akşam 8.30 'da uykuya geçerken emdiği içi bir sorun yok, tek problem gece uyanmaları. Uyumadan yarım saat önce emzirip uyanık tutmaya çalıştım ve başladım uygulamaya.
İlk gece 55 dk, 2. gece 1,5 saat (2. gece direnç arttığı için artması beklenen bir sonuç), 3.gece 20 dk, 4. gece 10 dk'da uyuacak gibiydi ki babası psikolijisini bozacağımı söyleyip gidip aldı kucağına.
Olan 3 güne oldu. Boşa ağladı o kadar. Ama gerçekten taş gibi sinirlerinin olması lazım o ağlamaya dayanmak için, müthiş zor birşey. O ağlarken neler yapmadım ki o huzursuzlukla. Dolapların içini düzelttim, ütü yaptım, kendimi işe verdim. Bunları yapmam için Çınar'ın ağlaması lazımmış diye de düşünmeden edemedim.

Araya tatil girdi yine düzenimiz değişti. Ondan sonra dokunmadan uyumaya alışsın diye odasındaki koltuğa oturdum ve pış pış dedim. Çok sinirlendi. Elini uzatıp tuuut tuut diye ağladı. 2 gece 20 dk kadar ağladıktan sonra baktı kalkmıyorum yatıp uyudu. Bu arada sürekli kısık sesle yatıp uyuması gerektiğini anlattım. Ben konuştukça daha da sinirlendi.

Bizimle yattığında ve ben odasında yerde yattığımda daha az uyanıyor ve hemen uyukuya dalıyor tabii. Yani onun istediği benim. İlla ben yanında olayım istiyor ama benden biraz kopsun istiyorum zaten gündüzleri yapış yapışız geceleri bari ayrı olduğumuzu anlasın istediğim için alamdım yanıma. Zaten bizimle yatmaya alışsın da istemiyorum.

En son geçen gece 12 'de uyanıp koltukta oturarak pış pış yapmam, o yetmeyince ayağımda sallamak zorunda kalmamla uyuması ve ben odadan çıkınca tekrar ağlaması seansları bilmem kaç kez tekrar edip de gece 2 olduğunda hala uyumamış olması sonucunda gözüm döndü.

Önce ağlarken onu sakinleştirdim ve onun yatağının burası ve benim yatağımın içeride olduğunu, sabah uyanınca yanıma geleceğimi defalarca söyledim. Gideceğimi anlayıp daha çok ağladı. Yatak odasına gittim, yatağıma yattım ve oradan pış pışladım. 20 dk kadar ağladı ve sonra uyudu.

Ondan sonraki gecelerde uyanınca anne diye beni çağırdı ve hiç kalkmadım. Aynı şekilde yattığım yerden pışpışladım.

Çok şükür belimin ağrısı da geçti. Böylece uykuya dalma süresi kısaldı, 5-10 pışpıştan sonra hemen uyudu. Bir de sadece 2-3 kez uyanmaya başladı.Eskisine göre çok iyi bir rakam.

Uyanıp beni kontrol ediyor anladığım kadarıyla. Artık o da cabası diyelim.

Sonuç; geceleri birkaç kez yattığım yerden, gözümü bile açmadan pış pış diyip uyuyorum. Süper bir duygu....

Not: Saçlar erkek berberinde kesildi sonunda. Anladım ki erkek çocuğu kadın kuaförüne götürülmezmiş. Hala kız sanıyorlar ama :( Millet kör herhalde.






Posted by Picasa

23 Ekim 2009 Cuma

Eşleştirme çalışması nasıl yapılır?

Bazı bloglarda okuduğum eşleştirme çalışmaları ve bana mail yoluyla ulaşan arkadaşlarımın "eşleştirme nasıl yapılır?" soruları üzerine birkaç kelam etmenin zamanı gelmiştir.

Eşleştirme çocuğun kavramları (renk, şekil. mekanda konum..) , matematiksel becerileri ve nesneler arası ilişkileri algılamasında temel oluşturur. Çocuğun bu becerilerini bir apartman diye düşünürsek eşleştirme de binanın temelini oluşturur. Bu yüzden önemlidir.

Çocuk bir şeyi öğrenirken önce 3 boyutlu gerçek nesnelerle öğrenir. Dokunma, görme, koklama, işitme duyularını kullanır. Sonra 2 boyuta geçer nesne resimleri ile öğrenir. Sadece görme duyusunu kullanır.

Bu yüzden öncelikle nesnelerle nesneleri eşleme öğretilir. Burada bahsettiğim kavram (renk, şekil, mekanda konum) eşleştirmesi değil sadece 18 ay civarında nesneleri, resimleri, nesneler arası ilişkileri anlamaya çalışan çocuklar için uygulanan nesne eşleştirme çalışmasıdır.

1. aşama: nesne-nesne eşleştirme (ikisi de 3 boyutlu)

2. aşama: nesne resimleriyle nesne resimlerini eşleştirme (ikisi de 2 boyutlu)

3.aşama: nesnelerle, resimlerini eşleştirme (biri 3, diğeri 2 boyutlu)




Örnek bir çalışma ile anlatayım daha akılda kalıcı olur.

Seçtiğimiz nesne elma olsun. Çocuğun elma ile elmayı eşleştirmesini istiyoruz.

Öce 2 seçenek arasından eşleştirmeye başlıyoruz.

Annenin elinde elma, çocuğun önünde elma ve kalem var. (Önce çeldirici nesne olarak farklı tür bir nesne seçiyoruz. Kalem yerine armut olsa ilk başta eşlemenin mantığını kavraması daha zor olur)

Önce nesneleri isimleri ile tanıtıyoruz. "Bu elma, elmayı yeriz, tadı çok güzel" gibi cümlelerle akılda kalmasını sağlıyoruz. Sonra aynı şekilde kalemi tanıtıyoruz. (Bunları çocuğun önünde yanyana koyduğumuz nesneleri tanıtarak yapıyoruz)
Sonra anne kendi önünde duran elmayı alarak "bu da elma" diyerek gösteriyor. Daha sonra çocuğun önünde duran elmayı da alıp "Aaa bu da elma. Bunlar aynı" diyerek "aynı" kavramını anlamasını sağlıyor.

Bunu birkaç kez tekrar ettikten sonra kalemi gösterip" Aaa bunlar aynı değil. Bu elma, bu kalem" diyerek farklılıklarını vurguluyor.

Sonra çocuğun önündeki nesnelere tek tek bakmasını sağlayıp ardından elindeki elmayı gösterip "hadi bana bunun aynısını ver (göster)" diyerek eşleştirmesini istiyor.

Burada önemli olan nesnenin ismini söylememek!. Çünkü "elmanın aynısını ver" dersek bu sefer çocuk aynısını aramak yerine kendisine verilen" elma" ipucunu yakalayıp elmayı aramaya başlayacaktır, aynısını değil.

İlk başta başarılı olamazsa elinden tutup nesneyi almasını ve bize vermesini sağladıktan sonra "aferin aynısını verdin (ya da gösterdin). Bunlar aynı" diyerek pekiştirirsek çocuğu güdülemiş oluruz.

Bu çalışmada başarılı olunca ardından seçenek sayısını artırıp kalemin yanına bir top, daha sonra 4 'e çıkarıp bardak vb.. nesnelerle 8-9 seçeneğe kadar çıkabiliriz.

Daha da zorlaştırmak istiyorsak sadece meyvelerle de (yani aynı tür nesneler) yapabiliriz.

Eşleştirme çalışmasında önce farklı tür (daha kolay olduğu için), sonra aynı tür (daha zor) nesnelerle yaparak daha eğlenceli ve çeşitlendirilmiş hale getirebiliriz.

Diyelim ki çocuğumuz nesne-nesne eşlemeyi tamamladı. Ardından aynı çalışmayı nesne resimleri ile yapıyoruz.

Daha sonra da nesne ve nesne resimi eşleme.Bu çalışmada anne ya da çocukta nesne varken diğer tarafta nesne resmi oluyor. İlk başta çok zorlanırsA birebir aynı nesnenin resmini (fotoğrafını çekip koymak) koyarsak daha kolay algılayıp, yapabilirler.

Çalışma sırasında başımıza gelebilecek daha doğrusu kesin gelecek olanlar:
-Sürekli nesneleri eline alıp oynamak, atmak isteyecek (bunun için önceden nesneleri eline bir süre verip, oynasın ki hevesini alsın.Ayrıca kollarını balayıp beklemesi için sürekli yönlendirme yapmak lazım. Zamanla beklemeyi öğrenirler. Bir de beklediğinde "aferin çok güzel bekledin. Çok güzel kollarını bağladın" gibi pekiştirmeler kullanmalı)

-Ayağa kalkıp gitme ( ısrar etmemek lazım. ne zaman isterse o zaman bırakabilir)

- Sürekli aynı nesneye odaklanıp, onu verme ( nesneleri değiştirmek en iyisi)

-Dikkati oyun dışındaki şeylere kayma (dikkat dağıtıcı unsuru ortadan kaldırmalı ya da çalışmayı bırakmalı)

21 Ekim 2009 Çarşamba

19 aylık bir keçi

15 aydan sonra Çınar bambaşka bir çocuk oldu. O sakiiiin, mülayim çocuk gitti yerine inatçı, dediğim dedik ve çok hareketli bir çocuk geldi.

Özellikle son 1 haftadır inatçılık hat safhaya çıktı. Artık kendini konuşarak ifade edebildiği için anlamamazlıktan da gelemiyorum :)

Favori ifademiz ııh-ıhh ya da hayaa(hayır). Herşey ıh-ıhh. Özellikle soru eki -mi ile biten her kelime ıh-ıhhla cevap buluyor. En sevdiği şeyleri bile sorduğumuzda reddediyor. Mesela alışveriş merkezlerindeki tırtıllara asla karşı koyamaz. "Tırtıla binecek misin?" ıhh-ıhhh."O zaman trene binelim mi?" ıhh ıhhh.

Ne söylediğimize bakmıyor bile amaç annenin babanın söylediğine karşı çıkmak.

Şimdiki çocuklar eski gelişim testlerine göre hep daha ileri düzeyde çıkıyor. Bunda daha çok uyaranlı, daha çok işitsel, sözel, görsel girdilerin verilmesinin payı büyük diye düşünüyorum. Dolayısıyla çocuklar zihinsel olarak yaşından biraz daha ileri düzeyde oluyor.

Bunun sonucu ise çocuk gelişiminde bulunan kritik dönemlerin daha çabuk yaşanması. Bizim önümüzdeki kritik dönemse "terrible two" ya da 2 yaş sendromu.

Çınar'ın 2 yaş sendromuna girdiğini düşünüyordum da yüksek sesle söyleyemiyordum. Dün 19 aylık kontrolümüze gittiğimizde doktorumuzun da onaylaması üzerine yeni bir sendromumuz ve Çınar'la evimize döndük. Hemen bir acil eylem planı oluşturdum. Hangi durumda ne yapmalı, neler yapmamalı.. Bunu sonra ayrı bir yazı şeklinde yazarım. Önce sinirlerimi aldırmam lazım.

Biz bu inatçılığı sevmediği şeylerde daha yoğun yaşıyoruz. Nedir bu? Tabii ki yemek.

İstemiyorsa hemen kafayı sallayıp ıhh-ıhh ya da yemeğin ortasında tabağı uzatıp "ah ah doooduu" ( al al doydum). "Bunu da ye oğlum, hadi bitirelim" dediğimde bir çığlık ve yüsek perdeden "dooooduuuuuuuuuuuuu" (doydum dedim ya sana kadın) diyerek ağzımın payını veriyor.

Bense tabağı alıp tıpış tıpış kalkıyorum masadan. Emir büyük yerden napalım.

Son bir ayda neler değişti?

Motor becerilerinde ufak da olsa ilerleme var.

Merdivenden bir yerden tutunmadan inmeye çalışıyor bazen başarılı oluyor.

Müthiş top oynuyor. Topu yere koyuyor. 4-5 adım geri gidip mesafeyi alıyor ve koşarak topa vuruyor. Bunu kimse öğretmedi sanırım babasıyla oynarken onu gözlemiş.

Kalemle daha güzel karalama yapıyor. Önceden dikey, yatay hareketlerle karalama yaparken şimdi dairesel karalama yapabiliyor.

Yap-bozlarla daha çok ilgileniyor. Tam olarak takamasa da takmak için bayağı çaba sarfediyor. En azından daha uzun süre dikkatini yoğunlaştırarak oynuyor.

Şarkı söylüyor. Pıtırcık serisinin sesli kitaplarını çok seviyor. Şarkılı olanları hiç durmadan arka arkaya 50 000 kez dinliyor. Şarkıya eşlik etmeye çalışıyor. İçinden belli başlı kelimeleri şarkıyla beraber söylüyor ve melodisini kendince birşeyler söylerek taklit etmeye çalışıyor. Benzetiyor da.

Müziğe olan yeteneğini bebekler için müzik kursuna göndererek değerlendirmek istiyorum ama domuz gribinden dolayı biryere hareket edemiyorum.

Dünkü kontrolde Çınar daha da zayıflamış çıktı. 15 aylıkken daha kiloluymuş bu halinden. Şu anda 10.450 kg ve 83 cm çıktı. 2 aydır doğru düzgün boyu da uzamıyor. Gerçi sabah hiç kahvaltı yapmadan tamamen aç gittiği için de bu kadar az çıkma ihtimali var. Yemek yiyince bir 200 gr falan çok çıkıyor.
Doğru düzgün yemeden ve uyumadan ancak bu kadar olabiliyor demek ki. Bir azı dişimiz çıktı. Diğeri de yolda. Sanırım iştahsızlıktaki son nokta bundan kaynaklanıyor.
Evrene isteğimi atıyorum: Çınar yemeklerini yiyen, sabaha kadar deliksiz uyuyan bir çocuk olsun terrible two bana vız gelir.
Posted by Picasa

08 Ekim 2009 Perşembe

3 silahşör, 3 ana, 3 baba


Evde miskin miskin otururken çalan telefondaki ses "size geliyoruz" diyince Çınar'ın arkadaşlarıyla olacağına mı, babalar olmadan "kız kıza" sohbet edeceğimize mi yoksa babaların bizden ayrı buluşma planı yapmalarına mı sevindim bilmiyorum ama güzel bir akşamın habercisi olan o ses beni çok mutlu etti.



Fındıkkurdum sabahtan uykusuz olduğundan biraz huysuz bir günündeydi ki üstüne bir de akşamki uyku saati geçip de oyuncaklarını paylaşması gerektiğinden iyice cinlendi.
Emre jr'u görünce sinirden mi heyecandan mı anlamadığım, zaten varolan müthiş enerjik modu daha bir aktif hale geldi.
Tam bir kurulmuş oyuncak gibiydi. Yerinde duramayan, kıpır kıpır, oyuncaklarına dokunulmasına, koltuğuna oturulmasına çıldıran bir Çınar vardı o gecede sahnede.


Kadim dostu Arda gelince biraz daha sakinlemişti ki gelir gelmez ona sarılmaya, elini tutup içeri götürmeye çalıştı. Arda'yı 2 aylıktan beri sürekli gördüğü için sanırım onu hemen tanıyor, küçüklüğünden beri selamladığı şekilde kafasını onunkine tos yapar gibi yanaştırıp kendince selamlıyor.

Bir ara bir yandan "tut tut" diyerek Emre ve Arda'nın ellerinden tutmaya çalışıp onları oyuna çağırdı. Artık kendiliğinden oyun başlatabildiğinin ilk örneği oldu bu.
Meğer kutu kutu pense oynamaya çalışıyormuş. Ellerinden tutup olduğu yerde dönerken bir yandan da kukuuu diye şarkı söylediğinde anladıki ki, ördeğim oynamak istermiş.


Gelirken ince düşünülüp benim bile hatırlamadığım 4 gün sonraki doğumgünüm için pastam alınmış, sütlaçlar yapılıp getirilmiş.

Siboşum, Burcum çok teşekkür ederim. Çooook mutlu oldum sayenizde.

Bu arada günün en önemli oluşumu ise kendilerine Anti-Blogger'lar diye isim vermiş olan kocalar oldu.
Dışarıda gezip, hafiften içip :) eve çok dinç kafalarla geldiklerinde "Anti-Blogger" açılımı hakkında bilgilendirildik. Bizim blogları ne kadar önemsediklerini de anlamış olduk bu sayede.
Bu arada Allah onlardan razı olsun hiç bu kadar gülüp, eğlenmemiştik herhalde.

Her hafta gerçekleşecek olan Anti-blogger oluşumunu destekliyoruz ki sayelerinde biz de haftada bir çocuklar uyuduktan sonra loş ışıkta bir ağlayıp, bir gülerek kız kıza muhabbetlerimize devam edeceğiz.
Üniversitedeyken yaptığımız öğrenci muhabbetlerini hatırlattığı için çok sevdim ben bu işi.

Posted by Picasa

04 Ekim 2009 Pazar

İstanbul'un incisi, gönlümün birincisi




İlk şehirlarası açılımımızı yapmış bulunmaktayız.
Cuma günü uzun zamandır Çınar'ın peşini bırakmayan!, en kısa zamanda bir kız doğurup Çınar'ı almayı planlayan Elçin taaa İstanbul'lardan gelip, bize güler yüzünün yanında bir koca bir kutu tatlı mı tatlı hediyeler getirdi.


O kadar sıcakkanlı bir görüşme oldu ki sanki birbirimizi yıllardır tanıyormuş da uzun zamandır görüşmüyormuş gibi bir kucaklaşma ile başladı. Ardından Çınar'ı bol sevmeli, bol sohbetli, bol gülüşlü bir buluşma oldu.
Kendi elceğizleriyle yaptığı kurabiyelerin bir kısmını mideme indirmeden önce hemen fotoğrafladım. Çok lezzetlilerdi gerçekten. Görüntüleri zaten tartışılmaz.


Çınar'ı gerçekten yorumlarında yazdığın gibi çook sevdiğin, candanlığın, Çınar'ı severken nasıl da içtenlikle söylediğin "anneciğim"lerin için çok teşekkür ederim Elçin'ciğim. İyi ki tanışmışız seninle.
Artık İstanbul'da bir kapım var biliyorum. Her zaman bize açık!
Not: Annem diye tanıştırmasan ablan sandığım genç ve tatlı anneciğine de hoş sohbeti için teşekkürler.
Yine bekleriz :))



Posted by Picasa

01 Ekim 2009 Perşembe

...fııındık dallarııı...



Dün Çınar için tam anlamıyla harika bir gün oldu.
Anneanneciği yanındaydı. Peşimi bir nebze olsun bıraktığı için ben de rahatladım.
Evin içindeki soğuğa rağmen dışarıdaki güneşi kaçırmamak için yeşillenmeye çıktık. İçim ısındı valla.
Evde çok sıkılmaya başladı artık hissediyorum. Oyuncakları bırakıp evi iyiden iyiye dağıtmaya, bakmadığı çekmeceleri açmaya, olduk olmadık şeylere ağlamaya başlamıştı.




Hemen Ahlatlıbel'e çimenlere attık kendimizi. Çınar heyecandan çıldırdı.
Koştuk, top oynadık, parkta kaydık, sallandık. Çok sevdiği tırtıla bindik. Tırtıla binmek değil de inmek bir dert oldu.
Tek binişlik ücretle 5 kez bindi. Kalan 4 'ü ağlamalarına kıyamayan tırtılcı amcadan. Sağolsun..
En sonunda tırtıl uyuyacakmış hadi inelim dedik de öyle indi.
Parkta kendine, kend boyutlarında bir kız arkadaş bulup bol bol öpüştüler.
Aman kıza ne cilveler ne cilveler...
Beni bile böyle öpmüyor bee :( ( buna kaynana damarı deniyor herhalde)


Sabah en sevdiği faaliyetlerimizi yaptık. Kitap okuduk yine bol bol. Sürekli kitap istiyor benden. "Kipap" ya da "oku" diyerek kitap okumamı istediğini söylüyor.
Bazen bırakıyorum kendi kendine bakıyor resimlerine. Şimdi kağıt sayfaları tek tek çevirmeyi keşfettiği için hafiften kitabın canını okuyarak da olsa çeviriyor. Resimlerine bakmak yok sadece çeviriyor şu ara :)



Sonrasına terapi programımıza başladık. Leğene su koyup oyuncaklarıyla oynadı. Tabii bu arada yavaş yavaş soyundu.
Üstünü ıslattıkça çıkardım. Bluzu, pantolonu, terliği, çorabı derken bir bezle kaldı.
Bırak ağlamayı haykıra haykıra aldık önünden. Biraz daha oynasa hasta olacaktı artık. Banyo yapmış kadar oldu çünkü.
Hiç bıkmıyor suyla oynamaktan. Hani, oynasın biraz hevesi geçsin de öyle alayım diyorum ama saatlerce oynabilir İlla ki sonu ağlayarak bitiyor.
Başka hiçbirşey dikkatini çekmiyor o anda.



İsteğimi evrene atıyorum: Güneş hiç bitmese, hava hep ılık olsa!!!!
diyorum hani.....





Posted by Picasa

27 Eylül 2009 Pazar

Mavi




Mavi sadece 4 gün sürdü. Bu seneki en son ama en ayrılmak istemediğim, en huzur dolu maviydi... Bu sefer mavinin arasına altın sarısı da eklenmişti. Öncekiler gibi gri, çakıllı değildi...



Bayramın ilk 2 gününü aile ziyaretleri ile geçirip 3.günü kaçtık soğuklardan Akdeniz'e. Soğuk, yağmurlu havanın verdiği kasvetle hiç gitmek istemedim ama sonrasında hep "iyi ki"lerle dolu bir karar olduğunu anladım.
Çınar bizden mutlu, dışarıya kahkaha ve cıvıldamalarla dolu gösterdiği bir sevinçle bıcı bıcı ve "haaavuuuu" suna kavuştu yine.


Altın sarısı kumda oynadı hem de saatlerce hiç başını kaldırmadan, denize koştu su getirdi, döktü, kaleler yaptı babasıyla, sonra kıkırdayarak yıktı onları. Seviyesi yavaş yavaş yükselen havuzda kendi kendine takıldı.
Uykusu gelince arabasında uyudu denize karşı, iyot kokulu rüzgarı içine çeke çeke.
İlk kez bu seferkinde bu kadar çok popom sezlongu gördü, gözlerim kitap sayfalarında gezindi.




Her ne kadar öğle ve akşam yemeklerini yedirme konusunda sıkıntı çeksem de, geceler bangır bangır bağıran Çınarişkomu uyutmaya çalışmakla geçse de ve hatta tatil öncesi başladığım Ferber'le kendi kendine uyumayı öğretme yöntemi tam son noktayı koymaya hazırlandığım günlerde bu tatil yüzünden bombalansa da tatil güzeldi.






2 ay önceki tatilimize göre fındık faremin daha bilinçli ve tatil yaptığının farkında olarak bulunduğu yerden keyif alması ilk gözümüze çarpan şey oldu.

Diğer farkettiğim şey ise yabancıların ne kadar çok çocuk sevdiği idi. İlk kez, bir otelde kalan tek Türk olarak kendimi asıl ben "yabancı" hissetsem de yaşlı teyze ve amcalardan oluşan turistlerin gözlerini Çınar'dan hiç ayırmamaları, sürekli onu sevmeleri beni şaşırtmadı değil doğrusu.
Ben onları bize göre ruhsuz sanırdım. Değilmiş. Aksine çok içten ve sevgi dolu sevdiler uzaktan, dokunmadan...




Ne diyelim; hava değişikliğinden çarpılmadan, sağlıkla kalabildiğimiz "tatil dönüşleri" olan bayramlara, nice bayramlara...










Posted by Picasa

17 Eylül 2009 Perşembe

1,5 yaşındayım!!!


Uyumak için biraz anne sütü ve kulağa sokulmuş bir tutam anne saçından yavaş yavaş vazgeçip kendi kendine uyumayı öğrendiği şu günlerde tam bir yerden bitme oldu artık.
O küçük bir çocuk. Artık bunu kabul etmenin vakti geldi.

Dün e-learning kapsamında master yapmayı düşündüğüm bir üniversitenin ilgilisi başlayıp başlamayacağımı sorduğunda verdiğim cevaba mı yoksa aldığım cevabı şaşırdım bilmiyorum.

- "emin değilim. benim bebeğim oldu da"
- hayırlı olsun hanımefendi.

Şimdi kadın beni kucağına minik bir bebekle düşünürken ne bilsin içeride anniiiiiii diye bağıran 1,5 yaşında bir fındık kurdu olduğunu.
Hala farkında olmadan bebek diyorum minik danaya.


18 aylık bir bebeğin aslında küçük bir çocuk olduğunu onu her gün şaşırarak izlediğimde daha iyi anlıyorum. Her gün yeni şeyler öğrenip, yeni kelimeler söyleyerek sonraki güne bir öncekinden daha donanımlı giriyor.
Artık bahçede scooter'a binen abilerinin peşinden koşup "biiiiiiiiiin" diye onları indirip, scooter'larına el koyuyor.
Araba şeklindeki yürütecini sürerken halıya takılınca ıhhh ıhhh diye bağırmak yerine öğrettiğim "kaldır" kelimesini yardıma ihtiyacı olduğu her durumda kullanıp "anne kaaadııı" diye yardım istiyor. Alakasız yerlerde de olsa ! :)
Kendi boyutlarına uygun oyuncakların olduğu parkta bir süre yardımsız oynayabiliyor. İniyor,çıkıyor, kayıyor, ata biniyor, çocukları taklit ediyor, onlarla kavga ediyor. Saç çekme huyumuz devam ediyor. Arada bir kendinden dişli büyük bir çocuğa denk gelmişse şepeşelleyi yiyip bir daha elini kıpırdatamıyor :)

Uyuyan insanlara çok saygılı :) Sabahları "baba uyuyor sessiz olalım" dediğimde fısırdayarak baba diyor. Ardından babasının yanına koşup suratına babaaaa diye bağırıp bir şaplak atıveriyor.

Birşey için ağladığında, eğer yapacağım birşeyse "sessiz ol, ağlamadan anlat" dediğimde hemen susuyor ve istediği şeyi yapmamı bekliyor. Tabii bazen ne dediğini anlamıyorum ardından tekrar ağlamaya başlıyor. Kuralların farkında artık yani.

Çoğunlukla kurallara karşı koymaya çalışıyor.

Özellikle akşamları misafirliğe gittiğimizde uyku saati yaklaşmışsa çok mızırdak, huysuz bir çocuk oluyor. Bizim başkalarının yanında ağlamasını istemediğimizin ve bu konudaki tedirginliğimizin farkında. Bunu özelikle kullanıyor. Ağlar gibi yapıyor, sürekli bana mızırdanıyor.



Papağanın daniskası kendisi. Ne desek tekrar etmeye çok hevesli. Özellikle cümlelerin son kelimelerini. İçlerinden sık duyduklarını kelime dağarcığına ekleyip kullanıyor, işine yaramayanları unutup gidiyor.
Arabalar, boya kalemleri, kitaplar şu sıralar vakit geçirmekten keyif aldıkları. Vileda, süpürge ve toz bezi dışındakiler tabii :)


Bir de bayıldığım "baaaaaaaaaaa" sı var. Bu bak anlamına geliyor. İşaret parmağı da eşlik ediyor bu duruma. ,

Buradaki esas nokta söyleme tarzı. Kız çocukları birbirlerine hava atmak için oyuncaklarını ya da giysilerini gösterirken nasıl söylüyorlarsa öyle diyor. Sesin tonunu yükselip, gittikkçe inceliyor ve birden kesiliyor. Oyuncaklarını, elindeki kalem lekesini, dışarıdaki bir arabayı gösterirken birimizi çağırıp "babaaa baaaa!

Keyifli, uykusuz, yemek vakitlerinden nefret ettiğim, bazen sinirden ağladığım, çokca mutlu olduğum, bol oyunlu, bol kitaplı, neredeyse hiç tv'siz, bol bilgisayarlı bir 18 ay geçti.

İyisiyle, kötüsüyle, tüm zorluklarıyla iyi ki dediğim bir 18 ay!

14 Eylül 2009 Pazartesi

Post-it


Sabah ilk iş banyoyla başlıyor. Sonra üzerinden çıkanlar beyaz sabunla elde yıkanıp, ardından bir gece sabunlu bekletilmek üzere kenara koyuluyor. Ertesi gün makineye.

Gün içerisinde 2 , 3 kez banyoya girilip baştan aşağıya tekrar yıkanılıyor.

Yemek zamanı ise yoğun stres altında devam ediyor. Ama stres ona hiiiç belli bile edilmiyor. Yemiyor musun tamam denip kaldırılıyor.



Arada bir gece ateş, ertesi gün kusma, aç, sadece anne sütüyle beslenip yaşamaya devam.

Gecelerden hiç bahsetmeyim. Çin işkencesi gibi. Uyu, uyan, uyu, uyan...

Sanırım geçti bu günler. Umarım...


Dişlerden kaynaklı olan ishali tam atlatmışken ardından viral enfeksiyon nedeniyle tekrar ishal olup iyice eridi Çınarişkom. Bayağı eridi yani. İnce bir boyuna, saçlarla kocaman bir kafa geçirmiş gibi görünüyordu gözüme.

My Gym'deki top havuzundan şüpheleniyorum. Ya da o ortamdan. Oraya gittikten 2 gün sonra belirtileri başladı çünkü. Doktor da büyük ihtimalle oradan kaptığını söyledi.

En son doktora "Neden geçmiyor bu kahrolası ishaal" diye ağlamaklı yakındığımda, bunu öncekiyle karıştırmamı, bunun aslında 2.gün olduğunu söylediğinde ise ishalin 18. günüydü toplamda. Sadece arka arkaya geldi hepsi. ( Ne çok kullandım bu kelimeyi yafuu. Ama insan anne olunca en sık kullandığıve duyduğu kelimelerden biri bu ve bunun türevleri oluyor sanırsam :))

Ardından ben mide bulantısı, baş dönmesi ile hasta oldum. Virüs oğuldan anaya, anadan babaya şeklinde yayılarak tüm aileyi kapladı.

Şimdi babamız hariç hepimiz iyiyiz.

Beni en mutlu eden ise kaşığı uzatınca ağzını açması.

Az da olsa yemesi, kusmaması ne güzel birşeymiş meğer.

Altı üstü viral bir enfeksiyon aslında. Ama küçük büyük hastalıkların hepsi üzüyor insanı. Her defasında aynı şeyi düşünüyorum. Anne-baba olmak ne zor. Çocuk büyütmek ne zor.

Gecelerimizde pek birşey değişmedi. Hala sık sık uyanıyor. Yoğun bir ayrılık kaygısı yaşadığını düşünmeye başladım. Son zamanlarda Çınar'ın 5. uzuvum olduğuna iyiden iyiye emin olmaya başladım zaten. Bundan dolayı benim bedenimden 1 dk olsun ayrılmak istemiyor.

Sürekli uzatarak aaaaaaaanniiiiii diye sesleniyor. Babasıyla oynarken bile oyununu bana göstermek için sürekli aaaaannniiii diyor.

Hele ki yanımıza bir yabancı gelmesin. Annni, anni, anniiii arada düzeltip aaaannneeeee....Baba gelse bile kar etmiyor, 5 dk oynasın 6. dk da hop hemen benim kucakta, kafa omuzumda.

Bugün bir ara başıma ağrılar girdi artık bu kelimeyi duymaktan.Hala da devam ediyor.

Ha arada annniiii baaaaaaa (bak) diye yanına başka şeyler de ekliyor. Ya da annnniiiii kaaayııı (kaldır), aaaanniiii kipaaa (kitap), aaannniii oyna gibi şeyler ekleyerek renklendiriyor ama her kelimenin yanında illa ki annisi olacak.

Böyle olmayacak. İşe başlamam ya da haftada bir iki gün Çınar'ın benden başka biriyle vakit geçirmesi lazım. Yapıştı kaldı bana. Üst üste, alt altayız tüm gün.

Ciddi ciddi çok bunaldım yani. Sonbahar da geldi zaten. Tam üstüne tuz biber oldu.

Posted by Picasa

07 Eylül 2009 Pazartesi

Çok sportifiz

13 gündür elim klavyeye gitmiyor bir türlü. Çınar'la ilgili o kadar çok şey var ki yazacak. 13 gün öncesinden gelen uykusuzluk, emme sevdası bu 10 günde ishalle taçlanınca Çınar 500 gr kaybetmiş. Tabii iştahsızlık son sürat devam ediyor.

Geçmek bilmeyen ishal sonunda dün geçti. Doktorumuz diştendir dedi ama çok da emin olamamıştı uzun sürdüğü için.

Meğer 3 diş birden çıkarıyormuş böcüğüm.
2 tanesi çıktı şimdi çok emin olmamakla beraber azı dişini görür gibiyim, patlayacak yakında sanırım.

Ben bu arada Ferber yöntemi ile ağlatmaya bırakmaya karar vermiştim. Diş sancısından uyanıyormış iyi ki uygulamamışım dedim ama hala da vazgeçmiş değilim.

Tek sorun diş sancısının ne zaman geçtiğinden emin olabilmek. Alışkanlıktan mı, sancıdan mı? Neden uyanıyor nasıl anlayacağımı bilemiyorum.

2 gündür 3 ile4.30 arası 5-6 kez uyanıp sonra 9'a kadar uyuyor.
Düzen müzen kalmadı.


Zayıflığı dışarıdan çok anlaşılmasa da kaburgaları sayılmaya, bezi popuşundan düşmeye başladı. Bir küçük beze mi geçsek diye düşünmüyor değilim.
Yese kilo almıyor diye üzülmeyeceğim. Tek sıkıntım gıdasını alamaması.
Yoksa Sinem'in Zülal'e uyguladığı yemeyince sallamama modelini uygulayacağım. Biraz toparlanmasını bekliyorum. Vücudu iyice zayıf düşecek diye korktuğumdan uygulayamadım.


3 hafta önce başladığımız tuvalet eğitimi de ishalle beraber noktalandı. Aslında hiç yapılmaması gereken birşey yaptım, ara verdim. Aslında birazcık adaptöre, tuvalete alıştırma eğitimiydi benimki. Bu hafta ya da önümüzdeki hafta bezi tamamen atıp, hiç dışarı çıkmayıp kampa sokacağım hem kendimi, hem fındıkkurdumu.
Zira hazır olduğunun belirtilerini veriyor. Yaptıktan sonra ya da yaparken bezini turarak ka-ka diyerek gösteriyor.
Yaparken kıyıya köşeye saklanıyor.
Bezini bağlatmak istemiyor. Hep bezsiz gezeyim diyor.
Sadece tek sıkıntımız adaptör, lazımlık vb. türevlerine oturmak istemiyor.
Lazımlığa hiç ama adaptöre bir süre oturuyor fakat çok çabuk sıkılıyor.



Neyse, biraz toparlandığımız için hafta sonu oyun grubumuzla beraber My Gym deneme dersine katıldık. Çok keyifliydi.
Yabancıların yanında ürkek ördek moduna geçip, kucağımdan inmeyen Çınar orada beni tanmadı bile.
Özellikle jimnastik sonrası Mini Town'da oynarken keyfine diyecek yoktu.
Hepimiz üye olduk. Havalar soğuyunca haftada 2 gün My Gym'e önce spora sonra Mini Town'da onlar oynarken ayaklarımızı uzatıp dinlenmeye başlayacağız. Ekim sonu gibi.







Havalar soğuyana kadar 1-2 ay geçip, bilişsel olarak daha büyümüş olacaklarından daha bilinçli katılacaklarını düşünüyorum.

Şimdi hem küçük olduklarından hem de merak ve keşfetme duygusunun ağır basmasından dolayı arada kaçıp kaçıp salondaki aktiviteleri keşfetme telaşındaydılar.

Çınar özellikle top havuzundan çıkarılmaya gelemedi. Sürekli ona tırmanmaya çalıştı.
Bir de trambolinde zıplamaktan çok keyif aldı. Diğer tüm bebişler gibi.

Bir ara ben de çıktım. Sevdikleri kadar varmış :) ehe





My Gym'de her çocuğun ne kadar da farklı ilgi alanları olduğunu daha da iyi görmüş oldum. Kimisi spor hocalarını dikkatle dinleyip, taklit ederken, kimisi ortalıkta dolanmayı, dans etmeyi, kimisi annesine yapışmayı, kimisi ise sadece gözlemeyi tercih etti.
Birisi kuklaları dikkatle izlerken diğeri kaydıraktan kaydı, sportif aktivitelere yöneldi.
Birisi müzikzel zekasını kullanırken diğeri sosyal becerilere yöneldi.
Motor becerileri destekleyen bir akitiviteymiş gibi görünse de her gelişim alanını destekleyen ama her çocuğun ilgisi doğrultusunda istediği alanda gelişmesini sağlayan bir program aslında bu.
Çok güzel şeyler öğreneceklerini ama en başta da annelerin spor sırasında çocuklardan daha çok enerji harcayacaklarına kendim adına eminim. :)))








Posted by Picasa

01 Eylül 2009 Salı

Yeni Kitaplarım Çıktı!!


Benim aslında 3 tane bebeğim var 2 tanesinden hiç bahsetmediğim. Sonuncusunu yeni doğurdum. Uzun sürdü. Çınar gibi 9 ayda doğmadı. Hamileliğim 1,5 yıl sürdü. Doğurmaksa 5 ay.

İlk bebeğim "Tımbık" bir fil. O beni gecelerce uykusuz bırakmış, hatta stresten gerilerde uyuyan bir hastalığımın tetikçisi bile olmuştu.

Sonuncusunun sadece hamilelik sürecinde uykusuz kaldım neyse ki. Onu güvenilir ellere teslim edip, geriye çekildim. Bir baktım doğmuş.




























2006 yılında Tımbık'ın Oyun Dünyası adında 8'li bir seri hazırlamıştım 5-6 yaş çocukları için kavramlardan ve çizgilerden oluşan bir eğitim seti.
Bu sene de Ya-Pa Yayınevi'ne Çoklu Zeka Kuramına göre hazırladığım 8'li setimi verdim. Ya-Pa yayınevi bunları yan kuruluşu olan Bilgi Evim Yayınevi'nden çıkardı.
Ben yazdım, resimlerini anlattım, müsvettelerini teslim ettim. Onlara istediğim resimleri çizip basması kaldı.
Çok şükür üzerimden büyük bir yük kalktı. Daha kitapevlerine verilmedi sanırım. Önümüzdeki günlerde raflarda olur.

Kitap hakkında ufak bir bilgi:
5-6 yaş çocuklarına yöneliktir.
Amaç:
* Sözel-Dilsel Zeka
* Sosyal-Duygusal Zeka
* Mantık-Matematik Zekası
* Görsel-Uzamsal Zeka
* Müzik-Ritm Zekası
* Doğa Zekası
* İçsel-Kişisel Zeka alanlarının gelişimine ve desteklenmesine yönelik etkinlikler içerir.
İçerik
* Ben-Ailem-Evim
* Okulum
* Sağlığım-Yiyeceklerim
* Meslekler
* Taşıtlar
* Hayvanlar
* Mevsimler
* Atatürk

24 Ağustos 2009 Pazartesi

Eğitim Materyali Önerisi


Çocuklarla çalışırken en çok kullanmayı sevdiğim ve çocukların da en çok sevdiği materyallerden birisi olan plastik çiviler 15 ay ve üstü çocuklar için çok uygun olan bir eğitim materyali.
Bu tür materyallere oyuncak demekten pek hoşlanmam. Meslekten kalan bir alışkanlık belki de.
Eğitim materyali demeyi daha doğru buluyorum.

Piyasada mozaik çiviler diye geçer. Küçük, orta ve büyük boyu olmak üzere boyları vardır. Karesi, yuvarlağı, harflisi olmak üzere benim bildiğim çeşitleri vardır.
15 ay civarı bebişler için büyük ve orta boyu uygundur(yuvarlak olanların tabii).
Diğerlerinin boy özelliği yok. Ben en çok yuvarlak olanları seviyorum.

Plastik çivilerin beyaz delikli tablaya takılması şeklinde oynanır.
Bizim fındık farelerinin ince-motor becerilerini, bilişşel gelişimlerini, sosyal-duygusal gelişimlerini (sıra alma, bekleme becerileri) ve yaratıcılıklarını destekler.
Bu aylar civarı öyle şekiller olışturmanın alemi yok tabii.
Yan yana, yukarıdan aşağı, hadi olmadı rastgele dizmeleri yeter.
Büyüdükçe şekiller oluşturabilirler.

İyi oyunlar....